İKİ YOL İKİ AMAÇ

Allah’ın Rızası İçin Yaşamak mı? Şeytanın Fısıltılarına Uyarak Yaşamak mı?

İnsan, Rabbimiz’e kulluk etmek için yaratılmıştır ve yaşamı boyunca yaptığı her hareketten ahirette sorumlu olacaktır. Allah insanları Kuran'da bildirilen ahlaka uygun yaşayınca, dünyada ve ahirette mutlu ve huzurlu olacakları şekilde yaratmıştır. Bunun aksini yaşayarak bir insanın huzur bulması mümkün değildir. Bir ayette şöyle buyrulur:

“Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum Suresi, 30)

Şeytan ise insanları Allah'ın yolundan saptırmak için var gücüyle çalışır. Bunun için şeytanın Allah'a verdiği ant, ayetlerde şöyle bildirilir:

Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." (A’raf Suresi, 16)

Her insan hayatı boyunca önündeki bu iki yoldan hangisine uyacağıyla imtihan edilecektir. Vicdanına uyup Allah'ın rızasını kazanmaya çalışan kimseler, Allah'ın izniyle cennete kavuşacak; şeytanın ve nefsinin kışkırtmalarına uyanlar ise cehennemde acı bir azapla karşılık göreceklerdir.

Yalnızca Müminler Allah'a İçten Yönelirler


Müslümanlar, tüm varlığını, malını, canını, hayatını ve ölümünü kısacası herşeyini Allah rızasını kazanmaya adamıştır.

De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)

Müminler Sadece Allah'a Kulluk Ederler

Mümin, yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu aradığı, yalnızca O'na yalvardığı, yalnızca O'ndan istediği içindir ki, tüm yaratılmışlardan bağımsızlaşmıştır. Yüce Allah dışında hiç kimseyi hoşnut etme ihtiyacı duymaz, Allah'tan başkasından medet ummaz. İnsanın gerçek özgürlüğü, zaten ancak, bu gerçeği kavrayarak Allah'a yönelmesiyle olur.

(İbrahim) Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?" (Meryem Suresi, 42)

Vicdan İnsanın Doğruyu Bulmasına Her Zaman Vesile Olur

Allah tüm insanlara vicdanına uymayı ilham eder. İnsanlar onlara ilham edileni dinlediğinde, Allah'ın razı olacağı umulan davranışlarda bulunurlar. Allah'ın bu konudaki hükmü şu şekildedir:

Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi, 112)

Allah'ın İnananlara Vaadi Sonsuz Cennettir

Mümin, Allah rızası ve ahiret için "ciddi bir çaba gösterek" çalışır. Malını ve canını Allah rızasını kazanmaya adamıştır. Rabbimiz Kuran'da müminlerin bu özelliğini de şöyle anlatır:

Hiç şüphesiz Allah, müminlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır... (Tevbe Suresi, 111)

Şeytan İnsanları Ahirette Yalnız Bırakacaktır

Yüce Rabbimiz bir ayette "…Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." (Furkan Suresi, 29) diye bildirmiştir. Dünya hayatı boyunca şeytanın telkinine uyarak yaşayan insanlar ahirette de hüsrana uğrayacaklardır. Çünkü şeytan -ahiret günü kendisinin de itiraf edeceği gibi- kendi taraftarlarına boş bir aldanıştan başkasını vadetmemiştir.

İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu, Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz..." (İbrahim Suresi, 22)

İnsanlara Kibirli Olmayı Çekici Gösterir

Kibir şeytanın en önemli özelliklerinden biridir. Şeytan Allah'ın huzurundan da kibiri ve itaatsizliği yüzünden kovulmuştur:

Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi, yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" (Sad Suresi, 74-75)

Şeytanın bu önemli hastalığı insanlar için de büyük bir tehlikedir. Çünkü şeytan bir insanı kendisine yakın kılmak için öncelikle kendi hastalığını o insana bulaştırmaya çalışır. Bu hastalığa yakalanan bir kimsenin aklı örtülür, şuuru kapanır.

Şeytan İnsanları Saptırmak İçin Çeşitli Yollar Deneyecektir

Şeytan bütün insanları kendisiyle birlikte cehenneme sürüklemek için var gücüyle çabalar. Kuran'da şöyle bildirir:

"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 17)

AMAÇSIZCA DOLAŞMAK MUTLULUK DEĞİL SIKINTI VERİR

Bazı insanlar dünya hayatının güzelliklerini ve nimetlerini fark edemeyecek gittikleri hiçbir yerden zevk alamayacak bir ruh haline nasıl girerler?

Rabbimiz’in lütfettiği birçok nimete sahip oldukları halde neden daima büyük bir sıkıntı, kasvet, bunalım ve bıkkınlık içinde yaşarlar?

Bazı insanlar için, mekan ve şartlar değiştiği halde yaşanan kaygılar, dertler, sıkıntılar hep sabit kalmaktadır. Bu nedenledir ki, Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar mutlu ve huzurlu olmanın bir yolu olarak gördükleri amaçsızca gezip dolaşmaktan bir huzur ve tat alamamaktadırlar.

Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı gereği gibi yaşamayan toplumlarda pek çok açıdan yanlış uygulamalar, düşünceler ve çarpık bir hayat anlayışı ortaya çıkar. Rabbimiz Kuran’da tüm insanları dünya hayatının geçiciliği konusunda uyararak, gerçek ve kusursuz olan hayatın ahiret hayatı olacağını pek çok ayetle haber vermiştir. Dolayısıyla bir insanın asıl hedefi, bu dünyada Allah’ı razı edecek salih davranışlarda bulunarak cennete girebilmek için çaba harcamak olmalıdır. Bu gerçeğe inanmayan ya da görmezden gelen insanların ise amaçları, kısa ve geçici olan dünya hayatına tamamen ve hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanmak, yalnızca kendi istek ve arzuları doğrultusunda tatmin bulmaya çalışmaktır. Bu nedenledir ki, Kuran ahlakından yüz çeviren tüm insanların hayata dair yaptıkları planlar, koydukları hedefler genelde aynı, hayat tarzları hep sıkıntılı, karamsar ve mutsuzdur. Allah, Kuran’da, “Bu dünya hayatı yalnızca bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi.” (Rum Suresi, 64) ayetiyle bu durumu bildirmiştir. Tutkulu oyalanma beraberinde tatminsizliği, kıskançlığı, hasedi ve bencilliği getirmekte, insanın her şeyi yaratan, sonsuz kudret sahibi olan Yüce Allah’ı unutmasından dolayı (Allah’ı tenzih ederiz.) mutsuzluk ve huzursuzluğa sebebiyet vermektedir.

“.. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur (tatmin bulur).” (Rad Suresi, 28) ayetiyle Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği gibi kalpler yalnızca Allah’ı anmakla, O’nun rızası için yaşamakla tatmin bulur. Dolayısıyla Allah’ın zikrinden yüz çeviren insanlar için dünya hayatında her ne yaparlarsa yapsınlar tatminsizlik söz konusudur. Bu da pek çok insanı çaresiz bir arayış içine sokmakta ve bu kişilerin oradan oraya amaçsızca gezerek boş vakit geçirmelerine neden olmaktadır.

Amaçsızca Gezmek İnsana Mutluluk Değil, Sıkıntı Getirmektedir

Kuran ahlakından uzak olan insanlarda huzurlu ve mutlu bir yaşamı bulma arayışı, farklı bir yerlere gitme, kendilerince rahat edecekleri bir yer bulabilme arayışına dönüşmüştür. Bu nedenle sürekli gezip farklı insanlar görmek, bu kişilerin sıkça başvurduğu oyalanma yollarından biridir. Bu sayede aradıkları iç huzuru ve tatmini bulacakları umudunu taşır, ancak hiçbir defasında bunu bulamaz ve yine aynı döngünün içinde dolanıp dururlar. Aynı gece içinde bir mekandan başka bir eğlence mekanına, oradan da başka bir yere sürekli gezip dolaşırlar. Çünkü ilk gittikleri yerde istediklerini bulamaz lar. Bu his onları başka yere yöneltir ve orada bunu karşılayabileceklerini zannederler; ancak o da olmaz ve buradan da aynı arayışla başka bir mekana giderler.

Bu kısır döngünün sonunda ne eğlenme ya da dinlenme amacıyla gittikleri yerlerde ne de kendi evlerinde aradıkları mutluluğu bulamazlar. Çünkü her yere içlerindeki sıkıntıyı, kasvetli ruh halini de götürürler. Bu hal, kalpleri yaratan Yüce Allah’ın, insanlar üzerinde koyduğu bir kanundur.

Kalplerin yalnızca Allah’ı anmakla huzur, tatmin ve sükunet bulabileceğini Kuran’da bizlere bildiren Rabbimiz’in bu manevi kanunu, herkesin üzerinde tecelli eder. Dolayısıyla aslında bu ciddi sıkıntı ve tatminsizliğin temel nedeni; yaşamları boyunca Allah’ı hatırlamadan (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.), O’nu anmadan ve O’nun rızasını aramadan vakitlerini boş bir amaç uğruna geçirmeleridir.

Gezmek ve dolaşmak, ancak Allah’ın rızası için yapılırsa faydalı olur. Kuran'da, insanların ancak Allah'ın her şeyi nasıl yarattığını, Allah’a başkaldıran geçmiş bazı toplumların nasıl helak edildiklerini, yıkıma uğratıldıklarını görmek ve tüm bunlardan ibret almak için insanların gezmeleri gerektiği bildirilir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

“De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu-günahkarların nasıl bir sona uğradıklarını görün.” (Neml Suresi, 69)

“De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın…” (Ankebut Suresi, 20)

"İçimde sebepsiz bir sıkıntı var", "Canım çok sıkılıyor", "Canım hiçbir şey yapmak istemiyor" gibi sözler sarf ederek yaşamını sürdüren her insanın, acilen değiştirmesi gereken bir ruh hali içinde olduğunu görmesi gerekmektedir. Böyle bir sıkıntı içinde olan bir kişinin durup düşünmesi, kendi kendine bunun sebebini sorması ve bu durumun neden kaynaklandığını araştırıp buna çözüm araması şarttır. Yüce Allah Kuran ayetleriyle bu konunun da çözümünü bildirmiştir. Nimetlerden zevk alabilme, güzellikleri görüp fark edebilme yeteneği ancak iman ile kazanılmaktadır.

Allah’ın Kadrini Takdir Edemeyenler Hiçbir Ortamdan Hoşnut Olamazlar


İlk olarak şunu belirtmek gerekir ki, gittikleri hiçbir ortamda huzurlu olamayan insanların ortak noktası, çevrelerinde görmüş oldukları tüm güzelliklerin ve nimetlerin gerçekte Yüce Allah’ın bir tecellisi olduğunun ve Allah’ın dilediği kişiyi nimetlendirdiğinin şuurunda olmamalarıdır. Bu nedenle de;

  • Hem çevrelerinde gördükleri hem de sahip oldukları nimetler için Allah’a şükredemezler, tevekkülsüz ve tahammülsüz olurlar.
  • Nefislerindeki bencil tutkuları nedeniyle, gördükleri nimetlere ve güzelliklere sadece kendileri sahip olmak isterler. Arzu ettikleri nimetlere sahip olamamanın sıkıntısını ve rahatsızlığını her zaman yaşarlar. Başkalarının sahip olduklarına karşı ise büyük bir kıskançlık duyarlar. Bu, Allah’tan ve ahiret hayatından gafil bir şekilde yaşayan insanlarda genel olarak görülen bir davranış bozukluğudur.
  • Bu kişiler etraflarında gördükleri güzellikleri de gereği gibi takdir edemezler. Bu güzellikleri onlara veren Yüce Allah’ı kavrayamayan biri ise, ne o güzellikleri takdir edebilir, ne de bu güzelliklerden gereği gibi zevk alabilir. Kendisinden daha zengin, daha güzel, daha bakımlı bir insan gördüğünde hemen bundan rahatsızlık duyar. Dolayısıyla bu ruh halinde olan biri, nereye giderse gitsin, ne kadar güzel ortamlarda bulunursa bulunsun bunların hiçbirinden zevk alamaz. Aksine bu güzellikler onda adeta bir manevi azap oluşturur. Bir Kuran ayetinde, kendi nefislerini ilah edinen bu kişilerin durumu şöyle haber verilmiştir:



“Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?” (Casiye Suresi, 23)

İnsan, yaratılışı gereği mutlu ve huzurlu yaşamak ister. Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlak yapısı, insana kendi fıtratına en uygun yaşamı sunar. Kuran ahlakı dışındaki arayışlar ise, insanın huzursuz bir yaşam sürmesine neden olmaktadır.

İlgi Görme ve Beğenilme Hastalığının Yaşadıkları Sıkıntıya Katkısı Nedir?

Sahip olduklarıyla övülmek, başka insanların takdirini ve beğenisini kazanmak, söz konusu bu insanlar için çok önemlidir. Bu yüzden de bunu yeterince elde edemedikleri ortamlarda oldukça rahatsız ve sıkıntılı olurlar. İlginin ve beğeninin başka insanlara yöneltilmesinden hiç hoşnut olmazlar. Bu nedenle de hayattan gerçek anlamda bir zevk alamazlar. Çoğu zaman sinirli olmalarının, çevrelerindeki insanlara sert davranmalarının ve hiçbir şeyden gerçek anlamda tat alamamalarının temelinde de sahip oldukları bu kasvetli ruh hali vardır.

Gerçek Huzur ve Mutluluk Kuran Ahlakını Yaşamakla Elde Edilir

Huzursuz bir hayat yaşayan insanların içinde bulundukları en büyük yanlış, çözümü Kuran ahlakında aramamalarıdır. Bu kişiler içinde bulundukları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça görürler. Yaşadıkları hayat tarzının, benimsedikleri karakter yapısının onlara istediklerini vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu hayatlarının her anında hissederler. Ancak buna çözüm olarak Kuran ahlakı dışında pek çok alternatifi deneseler de sonuç yine mutsuzluk ve huzursuzluk olmaktadır. Bu insanlar için gezme ve eğlenme zamanı bir serap gibidir. Hiçbir gerçekliği yoktur. Sadece eğlendiklerini ve hoş vakit geçirdiklerini zannederler ancak içlerinde duydukları sıkıntı ve hoşnutsuzluğun da farkındadırlar. Rabbimiz bir Kuran ayetinde inkar eden insanların dünya hayatında yaptıklarının birer serap niteliğinde olduğunu şöyle bildirmiştir:

“İnkar edenler ise; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah’ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir.” (Nur Suresi, 39)

Unutulmamalıdır ki, gerçek anlamda mutluluğun kaynağı, hayatı ve ölümü yaratan Yüce Allah’a iman etmek ve Kuran ahlakının gerektirdiği şekilde yaşamaktır. Yüce Allah Kuran’da sadece bu şekilde hareket eden kullarına huzur ve mutluluk vereceğini şöyle bildirmiştir:

“Erkek olsun, kadın olsun, mümin olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz.” (Nahl Suresi, 97)

Asıl önemli olan, sonsuz ve kusursuz olan hayatın ahiret hayatı olduğunu unutmadan yaşamak ve ömür boyunca büyük bir kararlılıkla Allah’ı razı edeceği umulan salih amellerde bulunabilmektir.

BOŞ ŞEYLERDEN YÜZ ÇEVİRMEK

Müminler boş ve amaçsız konuşmalara itibar etmedikleri gibi, ahiretleri için bir yarar sağlamayacak, hatta onlara zarar verecek boş işlerle de vakit kaybetmezler. Müminlerin bu vasfı ayette şöyle tanımlanmıştır:

Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir.(Müminun Suresi, 3)

Allah'ın rızasına yönelik olmayan her iş Kuran'da belirtilen bu boş şeylerin kapsamına girer. İnsan Kuran'da emredilen çok önemli bir ibadeti bile, Allah'ın rızası dışında, alışkanlık olduğu için veya o anda kolayına geldiği için veya öncelikli fakat nefsine ağır gelen başka bir işten kaçmak için veya herkes yapıyor diye yaparsa yaptığı iş boşa gidebilir.

Müminlerin Kuran'da belirlenmiş ve günlük hayatlarında yapmaları farz olan çeşitli ibadetler vardır. Bunların dışında mümin zamanını İslam'a en faydalı olacağı, Allah'ın rızasını en fazla kazanacağı işlerle geçirmeli, bu işlerden en yüksek verimi alacak şekilde kendini geliştirmelidir.

Yapılan işlerdeki öncelik ve aciliyet sırası da çok önemlidir. Belli zamanlarda yapılması gerekli olan işleri başka zamanda yapmaya kalkışmak emek ve zaman kaybına yol açabilir. Çünkü o anda yapılması çok daha zaruri ve öncelikli işler olabilir. Tüm bu nedenlerle, mümin, cahiliyenin hayatı boyunca kendini kaptırdığı boş işlerle ilgilenmemeyi yeterli görmemeli, yaptığı salih amellere nefsinin karışmamasına, her zaman Allah rızasının daha çok olduğu bir işi daha az olan birine tercih etmeye özen göstermelidir.